İstanbul, tarih boyunca su sıkıntısı çeken bir metropol olma özelliğine sahiptir. Ancak son zamanlarda yaşanan iklim değişikliği ve kuraklık, şehrin su kaynaklarını tehdit eder hale geldi. Yerel yönetimler ve su idaresi tarafından yapılan açıklamalara göre, İstanbul’daki sekiz barajın doluluk oranı yüzde 50’nin altına düştü. Bu durum, kentin geleceği açısından ciddi bir endişe kaynağı oluşturuyor. 2023 yılının başında barajların doluluk oranı yüzde 70 civarındayken, yaz mevsiminin ortalarına ulaşmamızla birlikte bu rakamın ciddi oranlarda düşmesi, su tasarruf tedbirlerinin alınması gerekliliğini de beraberinde getiriyor.
İstanbul, toplam su ihtiyacının büyük bir kısmını barajlardan karşılamaktadır. Özellikle Küçükçekmece, Ömerli, Darlık, Terkos, Elmalı, Sazlıdere, Alibeyköy ve Papuçdere barajlarının her biri, şehrin su potansiyelinin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Ancak yapılan son açıklamalara göre, bu barajların doluluk oranları, şehrin su ihtiyacını karşılayabilmek için yeterli gözükmüyor. Öyle ki, bu barajlardan yalnızca birkaçı, inşaat ve bakım çalışmaları sürerken, çoğunun doluluk oranı bir hayli düşük kalmaya devam ediyor.
Uzmanlar, İstanbul'daki bu durumun iklim değişikliği, aşırı sıcaklar ve kuraklık ile yakından ilişkili olduğunu belirtmektedir. Özellikle son yıllarda yaşanan yağışların azlığı, su kaynaklarının hızla tükenmesine neden oluyor. 2023 yazında İstanbul, haftalarca süre gelen sıcak hava dalgasıyla karşı karşıya kaldı; bu da barajlardaki su seviyelerinin daha da düşmesine sebep oldu. Bu yılın başlarında şehir halkına yapılan su tasarrufu çağrıları, artık daha da acil bir hale gelmiş durumda.
Peki, İstanbul’da su kaynaklarının korunması için neler yapılabilir? Uzmanlar, hem bireysel hem de kurumsal düzeyde bazı önlemlerin alınması gerektiği konusunda hemfikir. İlk olarak, şehir genelinde su tasarrufu bilincinin artırılması önemlidir. Evlerde, işyerlerinde ve kamu binalarında suyun doğru kullanılması konusunda eğitimler verilmesi, uzun vadede büyük kazanımlar sağlayabilir. Günlük yaşamda basit ama etkili yöntemler uygulanabilir. Örneğin, diş fırçalarken suyun akıtılmaması, çamaşır makinesi ve bulaşık makinesi kullanımlarının mümkün olduğunca dolu kullanım ile gerçekleştirilmesi gibi düzenlemeler, su tasarrufuna katkı sağlar.
Ayrıca, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin barajlarda su seviyelerinin koruması için su sarnıçları ve yeraltı su kaynaklarının daha verimli kullanılması yönünde projeler geliştirmesi de önelidir. Yağmur suyu hasadı uygulamalarının yaygınlaştırılması da, hem kent estetiğini koruyacak hem de su kaynaklarını artırmada etkili olacaktır. Son olarak, iklim değişikliği ile mücadele kapsamında yenilenebilir kaynakların kullanımına yönelik yatırımlarını arttırılması da su kaynaklarını koruma açısından gereklidir.
Sonuç olarak, İstanbul'daki barajların doluluk oranı alarm verirken, hem bireylerin hem de devletin su kaynaklarını koruma adına ivedilikle adım atması kaçınılmaz bir gereklilik olarak gözler önüne seriliyor. Bu durumun dikkate alınması, hem İstanbul’un geleceği hem de sürdürülebilir yaşam alanlarının korunması açısından büyük önem taşıyor.